Teknoreset
Ana Sayfa > Gündem > İki Tıkla Kapıda

İki Tıkla Kapıda

Son yıllarda en hızlı büyüyen iş kollarından birisi e-ticaret. Özellikle son 5 yılda e-ticarette çağ atladık diyebiliriz. Giyim, elektronik, ev eşyaları, kozmetik, kitap vb. alanlar e-ticaret sektörünün en çok ilgi görenleri. Bazı internet siteleri alışveriş merkezi mantığı ile bu alanların tümünü bünyesinde barındırırken bazıları da bir tek alanda hizmet veriyor. Fakat insanların birden fazla internet sitesi gezerek alışveriş yapmak yerine tek sitede tüm ihtiyaçlarını satın almak istediklerini görüyoruz. Bir tek siteyi ziyaret ederek kazak, ayakkabı, köpek maması, çocuk bezi siparişi verip kargo ile gelmesini bekliyorlar. Eskiye kıyasla gayet pratik ve zahmetsiz bir alışveriş. Fakat insanlar artık kargo süresini de beklemek istemiyor. Çünkü herkes zamanla yarışıyor. Zaman az, yapacak iş çok düşüncesi insanları her geçen gün daha da pratik olmaya itiyor. Türkiye’de alışverişi çok hızlı bir şekilde ayağımıza kadar getiren uygulamaların başını getir.com’un çektiğini söyleyebiliriz. Uygulamanın çalışma mantığı gayet basit. İstediğiniz ürünü satın alıyorsunuz ve kısa bir sürede kurye ürünü size ulaştırıyor. Uygulama, sadece İstanbul’da hizmet vermesine rağmen çok hızlı büyüdü. Şuanda her gün yüzbinlerce müşteriye hizmet veriyorlar. Bu yazımda getir.com yada benzeri uygulamaların bize neler vadettiğini değil de neden bu kadar başarılı olduğundan bahsedeceğim. Getir.com’un kurucusu Nazım Salur uygulamanın neden bu kadar ilgi çektiği ile ilgili şöyle bir açıklama yapıyor: “Getir, zamanla oynayan, zamanı ana ürünü yapan bir girişim. Ben 10 dakikada bulunduğunuz yere 600 civarında ürünü getiriyorsam size aslında o ürünlerden önce sattığım şey zaman. Büyük şehir insanı için çoğunlukla zaman paradan daha önemli bir unsur haline geliyor. Biz küçük bir fark karşılığında insanların alışverişle ilgili zamandan tasarruf etmesini sağlıyoruz.” Nazım Salur’un dediği gibi, asıl satılan şey zaman. Peki neden zamanı satın almak için bu kadar para ödüyoruz? Çünkü zamana hükmedemiyoruz. Hükmedemediğimiz zamanı harcayıp para kazanıyoruz daha sonra kalan zamanı israf etmemek için para harcıyoruz. Bu kısır bir döngü mü yoksa bu döngüyü kısırlaştıran biz miyiz? Teknoloji geliştikçe zaman daha da kıymetli bir hal alıyor. Zaman kıymetlendikçe teknoloji daha da gelişiyor. (Çok fazla bilinmezlik içeren bir yazı olduğunun farkındayım 🙂 ) Asıl üzerinde durmak istediğim nokta şu: Gerçekten sandığımız kadar meşgul müyüz? Bundan 20 yıl önce de insanlar çalışıyor, aileleri ile zaman geçiriyorlardı. Fakat o yıllarda bu kadar meşgul değildik. Teknoloji gelişip hayatımızın içine girdiğinden beri çok meşgul insanlar olduk. Neden şuan çok meşgulüz peki? Cevabı çok açık. Teknolojiyi hayatımızın merkezine koyduk da ondan. Olayı kısaca örneklemek gerekirse, 2000 yılında işten çıkıp eve gelen insan yemeğini yer, çocukları varsa onlarla ilgilenip zaman geçirir, televizyon izler ve yatardı. Emin olun durum bu kadar basitti. 2019 yılında ise işler başka türlü yürüyor. İşten geliyoruz. Yemek yedikten sonra dinlenmek için(!) koltuğa uzanıyoruz. Dinlenirken bir yandan Instagram’da kim kiminle ne yapıyor diye bakıyoruz. Sonra Whatsapp’da arkadaşlarımızla muhabbetin dibine vuruyoruz. O bitince Facebook’dan güncel olayları, paylaşımları takip etmeye çalışıp uyumadan önce göz ucuyla haberlere bakıyoruz. Tabii bu sırada ailemizle vakit geçirmiş(!) oluyoruz. Teknolojiyi aradan çıkarınca 2000 ve 2019 arasında ne fark kalıyor? Aslından hiçbir fark yok. Teknoloji kötüdür, aman kullanmayın düşüncesinde değilim. Biz de bu sektörden ekmek yiyoruz sonuçta 🙂 Fakat teknolojiyi hayatınızın merkezine bu kadar sokup, kalan zamanı satın almaya çalışmayın derim ben.

Mehmet Akif ELİGÜL

Bir cevap yazın

Yukarı