Türkiye’de Kadına Verilen Siyasal Hakların Basına Yansıması

0
61

TC. BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ
FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ TARİH BÖLÜMÜ

Türkiye’de kadınların siyasal haklarını kazanmaları Cumhuriyet Dönemiyle birlikte gerçekleşmiştir. Kadınlar siyasal haklarını ilk defa 1930 Belediye Seçimleriyle kullanmışlardır, 1932’de Muhtarlık seçimlerine ve 1934’te Genel seçimlere katılma haklarının tanınmasıyla kavuşmuşlardır. Bu haklar iktidardaki kadrolar tarafından, batılılaşma ve medenileşme hedeflerini gerçekleştirme amacıyla tanınmıştır. Makalede, kadınların seçme ve seçilme haklarını kullandıkları ilk seçim dönemiyle ilgili basına yansıyan değerlendirmelerim yer almaktadır.

Türkiye’de kadın haklarının iktidar tarafından verilmesi farklı yorumları da beraberinde getirmiştir Özellikle Cumhuriyet döneminde milliyetçi ideoloji ile birlikte şekillenen kadın politikaları ve kadın hareketinde önemli bir yer tutan Türk Kadınlar Birliği’nin faaliyetleri 1930 Belediye Seçimleri ekseninde ele alınmıştır. Kadınların siyasal mücadelelerinin ilk örgütlü ifadesi sayılabilecek Türk Kadınlar Birliği’nin Faaliyetleri kurulma sürecinde göstermiş olduğu mücadeleler, kadınların önemli bir hareket noktası olmuştur.

Seçimlere giden dönemde basında yoğun tartışmalar yaşanmasını beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, makalede 1930 Belediye Seçimlerinde yapılan tartışmalar dönem basını üzerinden incelenecektir. Amaç; hem seçim döneminin basın tarafından ne şekilde ele alındığını anlayabilmek hem de Nezihe Muhittin ve Kadınlar Birliği, üyelerinin süreci algılayış biçimlerini, kadınların o dönemdeki etkinliklerinin siyasi haklar talebi içermediğini savunsa da, özellikle Kadınlar Birliği’nin 1924-1927 yılları arasında siyasal haklar konusunda önemli bir gündem yaratmayı başarabildiği görülmektedir. Nitekim Kadınlar Birliği, 1924-1927 yılları arasında basında büyük bir gündem yaratmıştır.

Bu çalışmada, Cumhuriyet’in ilanından kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanındığı 1934 yılına kadar geçen süreçte yaşanan gelişmelere yer verilmiştir. Kadınların 1930, 1933 ve 1934 yılında elde ettiği siyasi haklar meclis zabıtları ve dönemin gazetelerinde çıkan haberler çerçevesinde değerlendirilmiştir.


Atatürk, kadınlarımızın medenî, siyasal ve sosyal haklarına kavuşması gerektiğine inanıyordu. Türk kadınının bu durumunu Atatürk şu sözü en güzel şekilde ifade eder: “… Dünyada hiçbir milletin kadını, ben, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu Kadını kadar gayret gösterdim diyemez”. Türk toplumunda ailenin, ailenin içinde de kadının yeri ve önemi büyüktür. Türkiye´de aile çağdaş hukuk anlayışına uygun olarak medenî kanun esaslarına göre kurulmuştur. Kadın ve erkek eşit haklara sahiptir. Kadın erkek eşitliğinin sağlanması, toplumsal uzlaşmanın en önemli şartlarından birisidir.

Ailenin toplumdaki yerini ve önemini Atatürk şu sözü ile açıklar: “Medeniyetin esası, ilerlemenin ve kuvvetin temeli, aile hayatındadır. Bu hayatta yozlaşma, muhakkak sosyal, ekonomik ve siyasî bozulmaya sebep olur. Atatürk, kadının erkekle birlikte öğrenim yapması, sosyal, kültürel ve ekonomik hayatta onlarla birlikte görev alması görüşünü benimsemiş ve savunmuştur. Atatürk Dönemi´nde Türk kadını aile kurma, eğitim yapma ve istediği mesleği seçme hak ve özgürlüğü gibi sosyal haklar kazanmıştır.

Türk ailesinin kuruluşunu yeniden düzenleyen Türk Medenî Kanunu´nun kabul edilmesiyle, toplumsal ve ekonomik hayatta kadın erkek eşitliği sağlanmıştı. Burada kadınların siyasî haklarından söz edilmemekteydi. Demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla yerleşebilmesi için, kadınlarımıza siyasî hakların verilmesi gerekiyordu. Kurtuluş Savaşı´nın kazanılmasında görevini fazlasıyla yapmış olan Türk kadını, ülke yönetimine de katılmalıydı.

Medenî kanun ile kazanılan haklardan sonra Türk kadınına yönetimde görev alabilmesini sağlayan siyasî haklar 1930´dan itibaren verilmeye başlandı. Önce 1930´da kadınlara belediye seçimlerine katılma hakkı tanındı. Türk kadını, 1933´te muhtarlık seçimlerine katılma hakkına kavuştu. Türk kadını, 1934´te yapılan anayasa değişikliği ile Avrupa ülkelerinin birçoğundan önce, milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazandı.

Atatürk bir konuşmasında; “Türk kadını dünyanın en aydın, en faziletli ve en ağır kadını olmalıdır.” demiştir. Bu sözü ile toplum hayatında kadının önemini belirtmiştir. Böylece, Türk kadını, modern Türk toplumunda lâyık olduğu yeri tam olarak aldı.

“Kadının farklı yönleriyle ele alındığı bu süreçte Şinasi “Şair Evlenmesinde” görücü usulü ile evlenmenin zararlarını, Ahmet Mithat ise çok kadınla evlenmeyi eleştirmiştir. Namık Kemal “İbret” ve “Tasvir-i Efkâr” gazetelerinde kadınların haklarını savunan yazılar yazmış, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ da eserlerinde kadın-erkek eşitsizliğine vurgu yapmıştır. 1893 yılında haftada iki defa yayınlanan “Hanımlara Mahsus Gazete” çıkarılmaya başlanmıştır.”

Bu gelişmeler rağmen, ‘deki kadın hareketi, batıdaki kadın hareketinin gerisinde bulunmaktaydı. Bu durumda, geleneklerin ve toplumda kadına biçilen rolün önemi büyüktü. Örneğin Hâkimiyeti Milliye’de çıkan bir yazıda, kadın ve erkeğin rolleri şöyle çizilmekteydi: “Mesela vatan savunması erkeklerin görevindedir ve bu hususta erkekler can vermişlerdir. Geçmişte yaptıkları bu görevi bugün ve gelecekte de yapacaklardır. Bunun gibi geleceğin erkeklerini hazırlamak, gelecek nesli insanlık duygusuyla ve şefkatle yetiştirmek geçmişe, bugüne ve geleceğe ait kadınlık görevlerindendir. Oysa kadınlar, savaş süreciyle birlikte yurt savunmasında da rol üstlenmeye başlamış; yaşamın en zor alanında bile var olduğunu göstermişti.

Kadının ülke sorunlarını sahiplenmesi ve çözüm yolları araması, siyasete olan ilgisini de arttırdı. “Mütareke ve kurtuluş savaşı yıllarında devletin yok olma tehlikesi karşısında kadının yurt savunmasına ve siyasete katılma isteği ve bu yoldaki etkinlikleri daha da artarak devam etti.

CUMHURİYET’İN İLANINDAN SONRA KADIN HAKLARINDAKİ GELİŞMELER

Türkiye’de kadın hakları ile ilgili, ilk ciddi gelişmeler Cumhuriyet ile başlamıştır. Bu dönemde kadınların hak ve statü kazanmalarının en önemli aşamalarından biri Türk Medeni kanunudur. Bu kanunla uygar ülke kadınlarıyla eşit konuma gelen Türk kadını daha sonraki süreçte toplum ve çalışma hayatında yer almaya başlamış ve dönem gazeteleri bu konu ile ilgili haberlere ayrıntılı olarak yer vermiştir. Bu haberler arasında, camide vaaz vermeyi talep eden ve bunun için Diyanet İşleri Bakanlığına başvuruda bulunan Nezihe Muhittin Hanım, ilk kadın adliyeci, ilk kadın yargıç, ilk kadın hukuk doktoru, ilk kadın şoför ile ilgili haberler yer almaktadır.

Cumhuriyetin ilk yıllarına ait gazeteleri taradığımızda eğitimini bitiren, meslek sahibi olan ve çalışan kadın haberlerinin ilk sayfadan verildiğini görüyoruz. Örneğin, 9 Mart 1930 tarihli Cumhuriyet’te, Hidayet İsmail ve Nigar Şevkat adlı iki genç kadının felsefe bölümünü bitirdikleri haberi yer alıyordu.

1 Nisan 1930 tarihli Cumhuriyet’te “Zafer” başlığıyla “İlk kez bir Türk kadınının dün fırkaya (CHP’ye) aza kaydı yapıldı. Bu Bayan Ankara muallimlerinden Afet Hanım’dır” deniliyordu.

7 Nisan 1930 tarihli Cumhuriyet, CHP’ye İstanbul’da ilk kaydolan kadının Resmiye Hakkı Şinasi Hanım olduğunu yazıyordu.

4 Mayıs 1930 tarihli Cumhuriyet, ilk kadın yargıcımız Beyhan Hanım‘ın dün ilk defa mahkemeye çıktığını yazıyor ve fotoğrafını veriyordu. Haberde, Beyhan Hanım’ın ilk kadın avukatlardan olduğu, Birinci Ticaret Mahkemesi‘nde işe başladığı belirtiliyordu.

Basın bu konu üzerine düşeni yaparak kadınların siyasi hakları hakkındaki yasa yürürlüğe girmeden önce bu konuda yazılar yayımlanmaya başlamıştır. Kadınlara siyasi haklar verilmesine ilişkin görüşler daha Milli Mücadele Dönemi’nde meclis gündeminde tartışmalara neden olmuştur. 1923 yılında İntihabı Mebusan Kanunu’nun bazı maddelerinin tadilini içeren kanunun birinci maddesinde “Türkiye Büyük Millet Meclisi azası Türkiye Devleti halkından her yirmi bin nüfusu zükûrda [erkek] bir nefer olmak üzere intihap olunur” denmektedir.

Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey, kanuna ilişkin görüşlerini şöyle aktarmıştır: “Mesela evvelce elli bin nüfusu zükûr üzerine tanzim edilmiş bir kanun vardı. Bu defa, bu teklifi yapan arkadaşlarımız, kadınların mevkiini de nazarı dikkate alarak hareket etmişlerdir. Her şeyin bir derecesi, bir vesileyi tekemmülü var, kanun teklifinde, kadınlar tekemmül edip de, rey hakkını istimal etmek derecesine gelinceye kadar onlar aile efradı beyninde aile reislerine rey vermiş gibi telâkki edilerek yirmi bin nüfusu zükûrda bir mebus intihabını esas ittihaz etmiştir.”

Konu ile ilgili mecliste bir başka tartışma 1924 yılında, anayasa metni üzerinde yapılan görüşmeler sırasında yaşanmıştır. Zira metnin onuncu maddesinde “18 yaşını bitiren her Türk’ün milletvekili seçimlerine katılabileceği”, on birinci maddesinde de “30 yaşını bitiren her Türk’ün milletvekili seçilebileceği” ibaresine yer verilmiştir. Bunun üzerine söz alan Bayazıt Milletvekili Şefik Bey “her Türk” sözünün içine kadınların da dâhil olduğunu hatırlatması üzerine Dersim(Tunceli) Milletvekili Feridun Bey, “Zaten maksadımız odur, kadınlar da rey verecektir” demiştir. Ancak Karesi Milletvekili Ahmet Süreyya Bey’in “Türk tabirinin içinde kadınların olmadığı” yönündeki açıklaması üzerine söz alan Kütahya Milletvekili Recep Peker “…Biz diyoruz ki Türkiye bir halk devletidir, bir halk Cumhuriyetidir. Efendiler, Türk kadını bu Türk halkının hiç olmazsa yarısı değil midir? Bendeniz bu nokta-i nazardan Süreyya Beyefendi’nin ifadelerine muhalif olarak bu <> kelimesi içinde otuz yaşını ikmal etmiş kadınları da dâhil addederek el kaldırdım” diyerek görüşünü ortaya koymuştur.

Aslında Cumhuriyet rejiminin kadınlara hak ettiği itibarı vereceğini, Atatürk yaptığı konuşmalarda sıklıkla dile getirmiştir. Bunlardan biri de 31 Ocak 1923’te İzmir’de yaptığı konuşmadır: “…Bir toplum, cinsinden yalnız birinin zamanın gereklerini kazanmasıyla yetinirse o toplum yarıdan fazla eksiklik içinde kalır. Bir millet gelişmek ve medenileşmek isterse özellikle bu noktayı temel olarak kabul etmek mecburiyetindedir. Bizim toplumumuzun başarısızlığının nedeni, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlik ve kusurdan doğmaktadır… Bundan dolayı bizim toplumumuz için ilim ve fen gerekli ise bunları aynı derecede hem erkek ve hem de kadınlarımızın kazanmaları gerekir… Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya karar vermiştir. Bugünün gereklerinden biri de kadınlarımızın her konuda yükselmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız da bilgin ve ilme açık olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğrenim derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar sosyal hayatta erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.”

Cumhuriyet’in ilanı ile uygulamaya konulan çok yönlü inkılap hareketleri içerisinde kadın hakları açısından önemli gelişmeler kaydedilmiştir. 1924 yılında kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kadın ve erkeğin eşit öğretim imkânlarından yararlanması sağlanmıştır.

GELİŞMELERLE İLGİLİ OLARAK BASININ DEĞERLENDİRMELERİ

Kadınların siyasi hakları yürürlüğe girmesinin bir yıl öncesinde bu konuyla ilgili yazılar basında yer almaya başlamıştı. “Türk Kadınına İntihap Hakkı Veriliyor.” İkdam gazetesi kadınların seçme ve seçilme hakkını elde edişinin ilk aşaması olan Belediye seçimlerine katılmaları ile ilgili haberi böyle duyuruyordu. “Kadınlar da seçimlere iştirak edecekler. 18 yaşını dolduran Türk kadını şarta bağlı olmaksızın erkekler gibi intihap hakkına haiz olacaktır.” Kanun layihasının meclise sunulduğu ile ilgili açıklama da haberin devamındadır.78 Yeni Belediye teşkilatında Türk kadınına intihap hakkının verileceği ile ilgili haberin telgrafla gazeteye bildirildiği, tasdik edilmek üzere meclise gönderildiği, Meclise gönderilen Belediye teşkilatı layihasında 18 yaşını dolduran Türk kadınlarının erkekler gibi intihap etme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

Gazete muharrirlerinden birinin bu mesele etrafında küçük bir anket yaptığı, bu ankette kadınların Cumhuriyetin kendilerine karşı gösterdiği hürmet ve itibar karşısında şükran duygularını ifade eden sözleri yer almıştır. “Türk kadınının intihap hakkını elde etmesi için senelerce uğraşan Nezihe Muhittin Hanım’ın bu konu hakkındaki yorumu ise şöyledir, “Cumhuriyet hükümetinin Türk kadınına gösterdiği bu son hareketi Türk kadını hiçbir zaman unutmayacaktır. Layihanın meclis tarafından kabul edileceğine şüphe etmiyorum. Bugün meclisten, kadınların belediye intibahlarına iştiraklerini isteyen hükümetin, yarın kadınlardan mebus intihap edilmesini de talep edeceğine eminim Kadınlar Birliği reisi de, bu haberin kadınlık âleminde büyük bir memnuniyet tevlit ettiğini, meclisin bu layihayı kabul etmesi etrafında çalışacağını söylemiştir.”

Ulus Gazetesi’nde 25 Aralık’ta “Türklerde Kadın”, 26 Aralık’ta “Bir Türk Kuralı.” 31 Aralık’ta “Kadınlarımızın Siyasal İşleri” başlıklarıyla yayınlanan yazılarda özetle Türk kadınına verilen seçme ve seçilme hakkının öneminden, Türk kadınının bu hakkı alarak batıdaki birçok kadının önüne geçtiğinden ve 1935 seçimlerinden sonra oluşacak mecliste kadınlarla erkeklerin birlikte büyük işler başaracaklarından bahsedilmiştir.

25 Aralık 1934’te Cumhuriyet Gazetesi’nde Fransa’daki Türk elçisinin, Türkiye’de kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi onuruna Fransız kadınlarına verdiği çay toplantısından bahsedilmiştir.

La Tribüne de Nations’da 3 Ocak 1935 tarihinde Robert S. Baudouy’ın “Türk Kadınları Saylav Oluyorlar” başlıklı makalesi yayınlanmıştır. Bu makale, batılı yazarların Türkiye’ye bakış açılarını göstermesi açısından önemlidir. Yazar, makalesinde Türk kadınının 1904 ile 1934 senelerindeki durumu arasında bir karşılaştırma yaparak, 1904’te sıkı örtüler altında gizlenen ve kafes arkasında hapis olan kadınların 1926’dan 1934’te kadar olan 8 senelik bir zamanda erkeklerle tam bir eşitliğe ulaştıklarını ve medeni haklara sahip olduklarını dile getirmiştir. “Kemal Atatürk’ün, Türk inkılâbı için kadından daha sağlam bir desteği olmadığını söylersem, sözüme inanılacağına kaniyim.” diyen yazar, Türk kadının ulaştığı bütün hakları Büyük Önder sayesinde elde ettiğinden bahsetmiştir.




16 Haziran 1923 tarihinde, Nezihe Muhiddin tarafından kurulan Kadınlar Halk Fırkası

Cumhuriyet, 6 Ocak 1926, No: 598, s. 1.

Kadın Birliği siyasi hayata karışmaya karar verir!

  • İpekli kumaşlardan, ipekli çoraplardan, lavantalardan ve her nevi kadın tuvalet levazımından alınan fahiş gümrük ve istihlak resimlerinin ilgası hakkında heyet-i Celilelerine bir teklif-i kanuni layihasını takdim ediyorum. Müstaceliyet kararı ile müzakere ve kabulünü rica ederim.

Cumhuriyet, 16 Ocak 1926, No: 608, s. 1.

Kadınlarımız siyasi hayata girmek istiyorlar! – Oh! Saçlarını kestirdin, sigaranın dumanlarını savuruyorsun, erkeklere benzemek için daha ne lazım? – Bir ceket pantolonla bir de mebusluk.

KADINLARIN KATKISI OLAN GAZETELER VE DERGİLER

Osmanlı’da Tanzimat hareketi ile başlayan toplumsal değişim kadının konumunu da etkilemiştir. O zamana dek ev içi ile sınırlandırılmış kadın, eğitim alanında yaşanan gelişmeler ile toplumsal yaşamda farklı bir yer edinmek için taleplerde bulunmaya başlamıştır. Bu taleplerin ise basın yoluyla görünür olmaya ve entelektüel çevrelerin dikkatini çekmeye başlar. Osmanlı kadınları o dönemde çıkan gazetelerde, özellikle pek çok kadın dergisinde sorunlarını ve beklentilerini yazarak, toplumu, dolayısıyla kadınları bilinçlendirmeye ve istekleri doğrultusunda değişime hazırlamaya çaba göstermişlerdir. Ayrıca, konferanslar düzenleyip çeşitli dernekler kurmuşlar bu derneklerde etkin görevler üstlenmişlerdir.

Kadınların kendilerini ifade ettikleri mecralar başlangıçta kadınlara yönelik çıkarılan dergi ve gazeteler yoluyla olmuştur. Başlangıçta bu günlük yayınlanan gazetelere bir ek olarak düşünülmüş, daha sonra ise sadece kadınlara yönelik olmak üzere gazete ve dergiler basılmıştır. Bunlardan biri de Terakki gazetesi tarafından Müslüman kadınlar için çıkarılan bir gazete olan Terakki-i Muhadderat’tır. Daha sonra ise kadınlara yönelik hazırlanan Vakit yahut Mürebbi-i Mukadderat 1875’te çıkarılmaya başlanır. Derginin amacı kadınlara yararlı şeyler olarak belirlenmiştir. Dergilere örnek olarak,

Kadın Yolu Dergisi (1925)
Bir sivil toplum kuruluşu olan Türk Kadın Birliği’nin yayın organıdır. Cumhuriyetin ilan edilmesinden Harf İnkılabına kadar olan beş yıllık süre içerisinde yer alan çeşitli dergiler arasında Kadın Yolu’nun seçilmesinin nedeni derginin sıradan bir kadın dergisi olmamasından kaynaklanmıştır. Dergiyi özel kılan ise Yaprak Zihnioğlu’nun belirttiği gibi derginin çıktığı dönemde cinsiyetçi zihniyet ve uygulamalara karşı ideolojik bir mücadele vermesi ayrıca Cumhuriyet’in ilanı sonrası direkt kadınları ilgilendiren bir takım reformlarda azımsanmayacak düzeyde etkisinin olmasıdır.

Dergide Batılı ülkelerin kadınlara oy hakkı verdiğini, bazı hükümetlerin belediye seçimlerine katılma gibi sınırlı haklar vererek kadına iktidar yolu açtığını dile getiren yazılara yer vermiştir.

Cumhuriyet Kadını Dergisi (1934)

15 günlük bir dergi olan Cumhuriyet Kadını Nisan 1934’e kadar yayın hayatını sürdürmüştür. “Cumhuriyet Kadını Neden Çıkıyor” başlıklı bir yazıda “Yeni bir mecmua çıkarmak isteyenler ya her nedense kadının bir varlık teşkil edebilecek bir kâri zümresi olmadığına kanidirler. Yahut ta kadın kâri okumak ve öğrenmek ihtiyaçlarının bir kadın mecmuası çıkartacak kadar mühim olmadığı ve onlara yevmi gazetelerde bir kadın sahifesi yaptırarak ve bazen de mecmualarda, kadınlığa dair bir iki söz yazarak ve bir iki model göstererek bu ihtiyacın tatmin edildiğini zannediyorlar… Hâlbuki biz kadınlar için bu kadar basit olmadığını biliyoruz çünkü bütün kadınların en masum ve en haklı arzusu ile modayı takip etmek için hem fazla para vererek ecnebi gazeteleri satın almak hem de onları anlayabilmek için muhakkak bir ecnebi lisanı bilmek mecburiyetindeyiz” diye belirtilmiştir. Derginin ana teması her alanda uğraş veren çok yönlü kadın olarak dile getirilmiştir.

Kadın dergilerinin kadınların düzenledikleri faaliyetlere ve oluşturdukları kurumlara yer vermesi kadınların toplumsal hayatta yer aldığının görülebilmesi açısından önemlidir. O dönemin kadın hareketinin faaliyetleri basın yolu ile izlenebilmesinin önünü açar. Kadın dergilerinin bunda payı ise kadınların kendi ağızlarından bu faaliyetler hakkındaki görüşlerini ve düşüncelerini görebilmemiz açısından ayrı bir önem taşır. Aynı zamanda dergiler, kadınların birbirleri ile görüşlerini paylaştıkları bir mecra olarak da görülebilir. Diğer taraftan dönemin basınında yer bulamamış ya da az yer verilmiş kadın faaliyetleri bu dergiler vasıtasıyla daha geniş kitlelere ulaşma olanağı bulmuştur. Bu anlamda kadın dergileri kadınlar arası bir haberleşme aracına dönüşmüştür.

Dergiler ve gazeteler yoluyla basında yer edinen, kendilerini ifade imkanı kadınlar, dernekler ve cemiyetler ile de bireysel taleplerini toplumsal örgütlenmeye dönüştürmüştür. Kadınların kurduğu dernekler ve oluşturdukları birlikler ile bireysel taleplerin karşılanması için yine kadınlar çalışmışlar, karşılaşılan toplumsal sorunlar bu yolla çözüm yoluna gidilmiştir.

KADINLARIN KATILDIĞI İLK BELEDİYE SEÇME VE SEÇİLME HAKLARI

Kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakları, kanunun 23 ve 24. maddelerinin a fıkrasında yer alan “Türk olmak ” hükmüne bağlı olarak tanınmıştır. Yine kadınlara verilen hak, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 10 ve 11 maddelerindeki “müntehipler mebus intihabına münhasır olmakla beraber Türk hukuku ammesi faslındaki 59. Madde mucibince Türkler arasındaki müsavatsızlık sınıfı aile ve fert imtiyazları mülga ve memnudur” ibaresiyle, tanınan hakkın anayasaya aykırılığının iddia edilemeyeceği belirtilmiştir. Kadınların belediye seçimlerinde yer alma ihtimalinin belirmesi, Kadınlar Birliği tarafından mitingler düzenleme isteğini doğurmuş ve bu mitinglerde yaşanılanlar basın tarafından ele alınmıştır.

3 Nisan 1930’da 164 maddeli Belediye Kanunu ile kadınlara rey verme ve seçilme hakkı verilmesi ile ilgili madde kabul edilmiş ve bu haber dönem basınında geniş yer bulmuştur. Daha sonraki süreçte ise kadınlar arasındaki çekişmeler haberlere konu edilerek, gazete ve dergilerde değişik yorumlar, şiirler, makaleler yayımlanmıştır.

Kanunun kadınlara ilk defa siyasal haklarının verilmesi dolayısıyla mecliste yapılan konuşmaların niteliği oldukça önemlidir. Daha önce meclisin kadınların siyasal hakları konusundaki tavrı kanunun görüşüldüğü dönemle tamamen farklı bir nitelik taşımaktadır. Konunun ele alınış biçimi ve kadınlara seçimlere katılmaları hakkında meclis içinde herhangi bir muhalefetin olmayışı dikkat çekicidir. Aslında kadınların yeni haklarını almaları Afet İnan’ın hatıratlarında çok net bir biçimde aktarılmıştır. Afet İnan’ın hatıratı, mecliste kadınlara yeni haklarının verilmesinde takınılan olumlu havada Mustafa Kemal’in büyük bir etkisinin olduğunu aktarmaktadır.

Cumhuriyet gazetesi, eylemi “Bugün miting var” başlığıyla ve “Bu miting intihap hakkını kazanan Türk kadınının ilk umumi tezahürüdür,” cümlesiyle ana sayfasından duyurdu. Haberde yer alan programda, kadınların saat 9.00’da Sultanahmet’te buluşacağı, Belediye binası, Kadın Birliği, Cumhuriyet Halk Fırkası binası, Türk Ocağı ve Valilik önüne giderek açıklamalar yapacağı, daha sonra Eminönü, Karaköy, Şişhane ve Galatasaray yoluyla Taksim Meydanı’na (!) giderek Cumhuriyet Anıtı’na çiçek bırakacağı yazıyordu.

Kadınlara belediye seçimlerine katılma hakkı tanındıktan sonra TKB 11 Nisan 1930’da bir miting düzenlemiştir. Mitinge kadınların katılımının az olması basında eleştirileri beraberinde getirmiştir. Hükümetin desteklendiği miting, basın yoluyla da halka duyurulmuştur. Kadınların mitinge katılmayışları, kadınlara verilen bu hakkın, onlar arasında ne kadar “layığı” ile karşılandığı yönünde eleştirilmiştir. Gösteriye basının yoğun ilgisi olmuştu. Mitinge kadından fazla erkeğin katılması ertesi gün gazetelerde, özelikle KB hakkında yoğun eleştirileri beraberinde getirdi. Gazetelerde KB’nin, Türk kadınlarının tümünü temsil edecek bir hareket olmadığı belirtiliyordu. Cumhuriyet gazetesindeki bir köşe yazısı, kadınların mitinge katılmayışını, kadınlara verilen bu hakkın, onlar arasında ne kadar “laiki” ile karşılandığının bir göstergesi olduğunu söyleyerek kadınlara ağır eleştiriler yapılmıştı. Mitingin ardından bir açıklama yapan Nezihe Muhittin Hanım da “bugün artık Kadın Birliği yoktur, millet birliği vardır” diyerek, KB’nin artık yardım birliği haline döndüğünü savunmuştu.

3 Nisan 1930’da Ankara’daki Türk Ocakları merkezinde Atatürk, İsmet İnönü ve Kazım Paşa’nın da bulunduğu kalabalığın önünde konuşma yapan Afet Hanım kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesinden dolayı şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Hanımlar, Efendiler! İntihap hakkındır, vazifendir. İntihabın esaslı ciheti vatandaşın reyini kullanmasıdır, intihapta millî halkçılık prensibinin fiilen tatbikidir. (Alkışlar) Kadınlara intihap etmek ve edilmek hakkının verilmesi millî hâkimiyetin ifadesidir. Sabilerden, delilerden maada bütün vatandaşlar kadın ve erkek intihap hakkına maliktirler. Millî Hâkimiyet hiçbir faikıyeti kabul etmez. Bundan şüphe edenler millî hâkimiyeti ve demokrasiyi bilmeyen acizlerdir.”

Bu süreçte basına yansıyan bir diğer görüş kadınların siyasi hayata girmeleriyle kadınlık vasfından uzaklaşacaklarına dair ileri sürülen görüştür. Efzayiş Suat Hanım verdiği konferansta bu eleştirilere şöyle yanıt vermiştir: “Memleketimizin yarısını biz kadınlar teşkil ediyoruz. Bizden beklenilen hizmeti hüsnü ifa etmemiz için Cumhuriyet hükümeti bize de hak veriyor. Bu hakkı istimal ederken birçoklarının ihtiraz ettikleri gibi erkeklerin ellerinden işlerini almayacağız. Yalnız taksimi mesai kaidesine riayet ederek yüklerini hafifleteceğiz. Ve gene bazılarının zannettikleri gibi cinsimizi inkâr ederek erkekleşmeyeceğiz. Bilâkis kadınlığımızdan bir zerre bile kaybetmeyeceğiz.”

Kadınların belediye işlerinde söz sahibi olmalarına ilişkin Vakit gazetesi tarafından bir anket düzenlemiş ve bu çerçevede birçok kişiden görüş talep edilmiştir. Ankete verilen cevaplar daha çok olumlu olmakla birlikte olumsuz bakış açısını dile getirenler de yok değildir. Hüseyin Rahmi Bey bunlardan bir tanesidir. Kadınların son dönemlerde birçok mesleğe el attıklarını belirterek “Kadın erkeğe mahkûm olmak için yaratılmış olduğunu unutuyor” diyerek oldukça sert bir üslupla eleştirmiştir. Buna karşın Avukat İclal Hanım, insanları kadın ve erkek diye iki sınıfa ayırmanın doğru olmadığını söylemiş ve ardından “Bir erkeğin fikrinden ne gibi bir başkalığı olabilir derim. Ve bu arada erkeğin fikrini niçin merak etmediğinizi sorarım” diyerek görüşünü ortaya koymuştur. İstanbul’da çıkmakta olan “Ermeni Kadını” isimli mecmuada da Türk kadınının belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını almasının önemine değinilmiş Ermeni kadınlarından Hayganuş Mark, Türk kadınının cemiyette hakları olan mevkilerini aldıklarını dile getirmiştir.

1930 Belediye Seçimleri, o zamana kadar yapılan seçimlerden farklı olan önemli özellikler de taşımaktadır. İlk defa; bir seçim tek dereceli olarak yapılacak, kadınlar ilk defa bir seçimde oy kullanacaklar ve iki parti Cumhuriyet tarihinde genel nitelikteki bir seçimde karşı karşıya gelecekti. Bu özelliklerden başka CHF’nın ilk çok partili seçimi olması dolayısıyla reformların halk tarafından kabul edilirliğini ölçmek açısından da çok önemli bir yere sahipti.

1930 seçimlerinde yoğun mücadelenin yaşandığı iller İzmir ve İstanbul oldu. Ankara’daki seçimlere; SCF Ankara milletvekili Talat Bey önceden çalışmalara başladığı halde, büyük bir olasılıkla Mustafa Kemal’in seçim bölgesi olduğu ve ona karşı mücadele etmiş olmamak için katılmamıştı. Yeni fırkanın kuruluşundan sonra fırkayı destekleyen en önemli kentler İstanbul ve İzmir olmuştu. İzmir ve İstanbul gerek oy potansiyeli ve gerekse tarihsel önemleri dolayısıyla seçimlerde çok önemli bölgeler olmuşlardı. Bu yüzden iki ilin seçim dönemleri basında büyük bir ilgili ile izlendi. Partilerde bu illere özel önem vermiş ve sonuçları kendi lehlerine çevirmek için yoğun çalışmalar yapmışlardı İzmir’de seçimlere 1 Ekim 1930 günü başlandı.


İzmir’de seçimlere iki parti tarafından da büyük önem verildi. Seçimlerin başladığı gün her iki parti de halkın oylarını kendi partilerine vermesini konu alan beyannameler yayınladı. Seçimlerden birkaç gün önce de Cumhuriyet gazetesinde SCF’nın 68 kişiden oluşan İzmir adaylarının isimleri yayınlandı. SCF’nın adayların mesleki dağılımına bakıldığında, ağırlıklı olarak ticaretle uğraşan kişilerin yer aldığı görülmektedir. SCF’nın aday listesinde üç kadın (Ahenk gazetesi sahibi Cevriye İsmail, Hasane Nalan, Rabia Arif Hanımlar), ve üç de Musevi yer almaktaydı. İzmir’de seçimlere başlanmasının hemen ardından iki parti arasında gerginlik de artmaya başladı. İzmir’de seçimler, ilk günlerde SCF lehine gelişmişti.

Seçimlerin devam ettiği günlerde, oy vermek isteyen seçmenlerin listelerde adlarını bulamamalarına dair şikâyetler başladı. Hatta seçmenlerin şikâyetlerini Mustafa Kemal’e iletmeye karar verdikleri bildiriliyordu. Bu gelişmelerin ardından, CHF taraftarlarının seçimlere ‘çoklukla’ katılmaları neticesinde, sonuçlar CHF lehine değişmeye başladı.

Nitekim seçimler CHF lehine sonuçlandı. İzmir’de toplam 23.124 oy kullanılmış, oyların 14.624 CHF’nın, 6.600 SCF’na verilmişti. CHF’nın İzmir adaylarından iki kadın, Hasane Nalan ve Benal Nevzat, İzmir Şehir Meclisine üye seçildi. 5 Teşrin-i Evvel günü de, İstanbul seçimlerine başlandı. Yine CHF tarafından seçimlerin başladığı gün Vakit gazetesinde kadınların oylarını CHF’na vermesi için bir propaganda beyannamesi yayınlandı. Beyanname şu şeklide idi:

“Hanımlar!
Belediye intihabına iştirak ediniz Reylerinizi Halk Fırkasına veriniz! Çünkü Halk Fırkası, kadınlara hürriyet ve insan gibi yaşamak hakkını vermiştir Halk Fırkası kadınlara:
1- Mirasta musavatını temin etti. Hâlbuki eskiden kadınlar erkeğin mirasta aldığının yarısını alırlardı.
2- Belediye intihabadına iştirak hakkını verdi. Kadın eskiden vatandaş değildi. Halk Fırkası kadını esaretten kurtardı vatandaş mevkiine isat etti.
3-Eskiden kadın hâkim olamazdı. Kadın kocanın esiri ve cemiyetin tıfiylisi idi. Hâlbuki Halk Fırkası cemiyetin en yüksek fayıklar isteyen hâkimlik mevkiine çıkardı.
“Saçı uzun, aklı kısa” sözünü fiilen tekzip eden odur.
4-Eskiden kadın avukat olamazdı. Halk Fırkası kadının hak ve adalet sahasında erkekten farklı olmadığını ispat etti. Kadının avukat olmasına müsaade eden Halk Fırkasıdır.
5-Kadın evde koca denen imparatorun emir tebaasıydı. Ailede hüküm, kumanda kocanın idi. Mukaveleler kocanın vefatı ile bozulurdu. Talak hakkı kocanın elinde idi. Halk Fırkası ailede de müfrasiyi ilan etti. Karıyı kocayı müsavi haklarla birbirine bağlayan Halk Fırkasıdır.
6-Eski ailede koca dörde kadar kadın alırdı. Bu kocalar namına zorbalıktı. Bir kadına bir koca veren Halk Fırkasıdır.
7-Anneler… Yavrularınız 3 sene sizden uzak silahaltında kalırlardı. Halk Fırkası sizin çocuklarınızın askerlik müddetini 18 aya indirdi. Bununla sulhu ne kadar sevdiğini ispat eti Sulh demek kadın demektir. Sulhu seven Halk Fırkası senin fırkandır. Reylerinizi Halk Fırkasına Veriniz!”

Aynı gün gazetelerde her iki fırkanın da aday listesi yayınlandı. SCF’nın İstanbul adaylarının sayısı 117 idi. Listeler ilan edilmeden önce, SCF’nın ilan edeceği beyannamede gayrimüslim ve işçilerin yanı sıra kadın adayların diğer adaylarla yarıya yakın olacağı söylentileri üzerine CHF’nda bazı kadınların üyelikleri kabul edilmişti. KB başkanı Latife Bekir Hanımda kabul edilenler arasındaydı. Ancak bu söylentilere rağmen aday listeleri açıklandığında CHF kadın adayları, SCF’na göre daha fazlaydı. Nezihe Muhittin ve Makbule Hanım (Beyoğlu), Suat Derviş (Eminönü) SCF tarafından, İstanbul için gösterilen aday listesi içindeydi. Aynı listede 13 tane de azınlıklardan aday yer almaktaydı. Bunların altısı Rum, dördü Ermeni, üçü Yahudi idi.


CHF’nın kadın adayları ise şu isimlerden oluşuyordu: Seniye İsmail Cenani Hanım (Beykoz), Nakiye (Beyoğlu), Ayşe Remzi (Beyoğlu), Latife Bekir (Fatih), Safiye Hüseyin (Kadıköy), Refika Hulusi Behçet Hanım (Eminönü), Rana Sani Yaver (Eminönü) CHF azınlıklardan hiçbir aday göstermemişti. Fırkaların kadın adaylarından başka İstanbul’da Sabiha Zekeriya Hanım da bağımsız aday olarak belediye üyeliğine adaylığını koymuştu. Adaylığının ardından bir propaganda broşürü yayınlayan Sabiha Hanım, adaylığını İstanbul şehrinin çoğunluğunu oluşturan işçi, fakir, köylü, küçük esnaf, küçük memuru temsil eden halk adına koyduğunu açıklamıştı. Seçildiği takdirde gerçekleştirmeye çalışacağı ilk uygulamanın “fakir halkın reyini, otoritesini, iktisadi ve içtimai haklarını savunmak” olduğunu belirtmişti. Seçimlerin başlamasına birkaç gün kala ve seçim döneminde iki partinin kadın adayları arasında seçim yarışı da başladı. Nezihe Muhittin Hanım, Suat Derviş, Nakiye ve Ayşe Şevki Hanımlar, İstanbul’un çeşitli yerlerinde seçim propagandası yapmaktaydılar.

İstanbul seçimlerinin başlamasından bir gün sonra Cumhuriyet gazetesinde Nezihe Muhittin Hanım’ın yeni bir KB kuracağına dair haber yayınlandı. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Nezihe Muhittin Hanım, KB’nin bugünkü durumundan çok müteessir olduğunu belirterek, KB’nin kadın erkek arasındaki eşit hak iddialarının da eskimiş olduğunu savunmuştu. Hatta KB gayesi ve faaliyetlerinin de bugün anlaşılamadığını iddia etmişti. Nezihe Muhittin Hanım, bu durum karşısında ülke kadınlığının varlığını göstermek ve kadınlık mevzuu hakkında çalışmalar yapmak için “Kadın Varlığı” adı altında yeni bir KB kuracağını ve bu KB nizamnamesi için de çalışmalara başladığını açıklamıştı. Suat Derviş de derneğin esas alacağı ilkeleri saptamak ve Alman kadınlarının siyasi faaliyetlerini ne şekilde yaptıklarını incelemek amacıyla Berlin’e gideceğini açıkladı.

Özetle, 1930 Belediye Seçimleri hem Türkiye’nin siyasal hayatında hem de kadınların örgütlenmelerinde önemli bir dönüm noktası olmuştur. Yeni fırkanın kuruluşunda yaşanan ılımlı havanın değişmeye başlaması ve seçim sürecinde ülkede yaşanan gerginlik, Türkiye’de ikinci çok partili siyasal hayat girişimini sona erdirmiştir. Cumhuriyet döneminde bu seçim, ilk çok partili seçim olmuş ve kadınlar da ilk defa seçimlere katılmıştır. Seçim sonrası, Cumhuriyet döneminin Tunçay’ın deyimiyle “güdümlü” bir demokrasi denemesi, sona ermiştir. Yine aynı dönem, 1924 yılından beri faaliyet gösteren KB ve Birlikten ayrılmış olan Nezihe Muhittin ve arkadaşlarının basının gündeminden düşmesini de beraberinde getirmiştir.

Kadınların ilk kez katıldığı 1935 yılı seçimleri, iki dereceli seçim sistemi ve tek partili sistemde (Cumhuriyet Halk Fırkası, CHF, 1931’den sonra ‘parti’ adını aldı) yapıldı.

İLK KADIN BELEDİYE BAŞKANI: MÜFİDE İLHAN

KADINLARIN KATILDIĞI İLK MİLLETVEKİLİ SEÇME VE SEÇİLME HAKKI

Kadınların seçme seçilme hakkı, aşamalı olarak gerçekleşti ve yerelden genele doğru bir seyir izledi. Yerel alanda siyasal haklara sahip olan kadına, genel seçim hakkının da yakında tanınacağı, beklenen bir durumdu. Kadınlar süreci hızlandırmak için toplantılar düzenleyerek gösteriler yapıyordu. Nitekim beklenen gelişme kısa süre sonra gerçekleşti. Başbakan İsmet İnönü’nün de içinde bulunduğu 192 milletvekilinin imzasını taşıyan 1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun 10. ve 11. Maddelerinin değiştirilmesine ilişkin kanun tasarısı, Cumhuriyet Halk Fırkası grubunda tartışıldıktan sonra Meclisin onayına sunuldu. Oylamaya katılan 258 milletvekilinin oybirliği ile kabul ettiği 5 Aralık 1934 tarihli ve 2598 sayılı kanunla, kadınlar milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde ettiler. Söz konusu kanun, 11 Aralık 1934 tarihli Resmî gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. 1924 Anayasasının, “18 Yaşını bitiren her erkek Türk milletvekili seçme hakkına sahiptir. (madde: 10)” ve “Otuz yaşını bitiren her erkek Türk milletvekili seçilme hakkına sahiptir. (madde: 11)” hükümleri değiştirilerek; 22 yaşını bitiren kadın erkek her Türk milletvekili seçme, 30 yaşını bitiren kadın erkek her Türk milletvekili seçilme hakkına sahip olur şeklini aldı. Böylece, kadınlar en büyük hak olarak kabul edilen siyasal hakların tamamına kavuşmuş oldular. 1935 seçimleri, seçim tarihimizde başlı başına bir dönüm noktasıdır. Bu tarihe kadar milletvekili seçimlerine ne seçmen ne de aday olarak katılamayan Türk kadını, anayasanın ve öteki bazı kanunların seçimle ilgili hükümlerinin değiştirilmesi sonucu bu seçimlerde hem oy kullanmış, hem de milletvekili seçilerek parlamentoya girmiştir. Bundan dolayı Türk basını bu seçimlerle ilgili haber ve makaleleri günlerce yayınlamıştır.

Milletvekili seçme ve seçilme hakkı, kadınlar arasında büyük bir sevinç yarattı. 6 Aralıkta Ankaralı kadınlar olayı kutlamak, için Halkevi’nde bir toplantı düzenlediler. Bu sefer Meclise hak istemek için değil teşekkür etmek için gittiler. İstanbul’da ise seçme ve seçilme hakkının verilişini kutlamak için Türk Kadınlar Birliği, Sultanahmet Meydanı’nda miting yaptı. Ayrıca Beyazıt’tan Taksim’e bir yürüyüş düzenleyerek memnuniyetlerini göstermiş oldular. Mustafa Kemal’in öncülüğünde kadınlara tanınan seçme ve seçilme hakkı, dış dünyaya karşı demokratik gözükme düşüncesinin bir sonucu muydu? Yoksa Batıda, Mustafa Kemal’i diktatör olarak göstermek isteyenlere verilen bir yanıt mıydı? Bu sorulara olumlu karşılık bulmak mümkün olmaz kanısındayız. Çünkü bu hak Avrupa’nın gelişmiş birçok ülkesinden daha önce Türk kadınına tanınmıştı.

Türkiye’de kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının verilmesi, incelediğimiz gazetelerde günlerce işlenmiştir (Ulus, Cumhuriyet). Cumhuriyet ve Ulus Gazeteleri bu konuyla ilgili haberleri genellikle ilk sayfadan ve en önemli haber olarak vermeye çalışırken, Zaman Gazetesi bazı günlerde bu konuyla ilgili haberleri ikinci planda halka duyurmuştur. Kurun Gazetesi’nde ise kadınlara verilen bu hakla ilgili haberler çıkmakla birlikte, çok fazla makale yayınlanmamıştır. Fakat incelediğim bu gazeteler, Türk kadınına verilen seçme ve seçilme hakkının batılı ülkelerdeki yankılarını sayfalarına taşımayı ihmal etmemişlerdir.

31 Ocak 1935 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi, 8 Şubat’ta yapılacak seçimlerde 15 kadının milletvekilliğine aday gösterileceğini duyurmuştur. 4 Şubat’ta ise, milletvekilliğine aday gösterileceklerin listesini 5 Şubat’ta yayınlayacağını ilan etmiştir. 5 Şubat 1935 tarihinde Cumhuriyet ve Ulus Gazeteleri, milletvekili adaylarının adlarını, seçim bölgelerini ve mesleklerini gösteren listeyi yayınlamışlardır. Bu listede 17 kadın milletvekili adayı yer almıştır.

6 Şubat 1935 tarihinde Cumhuriyet, Ulus, Zaman ve Milliyet Gazetelerinde 17 kadın milletvekili adayının beşinin okul müdürü, altısının belediye meclis üyesi, ikisinin çiftçi, birinin muhtar, birinin doktor olduğu açıklanmış ve bu adayların kısa özgeçmişleri yayınlanmıştır. Ayrıca bu gazetelerde, ülkedeki seçim hazırlıklarından ayrıntılı bir şekilde bahsedilmiş, halkın bu seçimleri heyecanla beklediğine vurgu yapılmıştır.

7 Şubat 1935 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde “Türk Kadını Sevin ve Kıvanç Duy” başlığı ile çıkan yazıda “Fransız kadınının milletvekili seçilmesi şöyle dursun, belediyeci seçme hakkına bile sahip olmadığından, Türk kadınının milletvekili seçilebildiğinden, yakında 17 Türk kadının meclise milletvekili olarak gireceğinden ve bundan dolayı Türk kadınının sevinç ve kıvanç duyması gerektiğinden bahsedilmiştir.” Yazının sonunda: “Türk kadını, sevinç ve kıvanç duy ki Kemal Atatürk seni on sene içinde, hürriyetin anası olan Fransa’nın kızlarından daha yükseklere çıkardı.” denilerek bu hakkın kadınlara verilmesinde Atatürk’ün büyük bir etkisinin olduğuna vurgu yapılmıştır. 7 ve 8 Şubat günlerinde ise Kurun Gazetesi’nde, yapılacak seçimle ilgili hazırlıklardan ve İstanbul’da düzenlenecek seçim kutlamalarından ayrıntılı bir şekilde bahsedilmiştir.

11 Şubat 1935 tarihinde Ulus Gazetesi’nde “Kadın Saylav Olduktan Sonra” başlıklı yazıda: “Sosyal varlığımızda yaptığımız devrimler kadının erkekle her bakımdan denk haklar almasıyla en olgun biçimini bulmuştur. Artık göğsümüzü gererek derin bir kıvançla söyleyebiliriz ki bugünkü Türk Kurumu tipi, en ileri ve en ülkülü kurum tipidir.” denilerek kadınlara siyasal hakların verilmesinden dolayı gurur duyulduğu ifade edilmiştir.

2 Mart 1935 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde, meclisin 1 Mart’ta açıldığı duyurulmuştur. Haberin içeriğinde ise kadın milletvekillerinin çekingen bir şekilde arka sıralara oturduğundan, ilk ant içen kadın milletvekilinin Mebrûre Gönenç olduğundan ve kadın milletvekillerinin kürsüye çıktıkları zaman meclisin onları sürekli alkışladığından bahsedilerek, o günkü meclis atmosferi hakkında bilgi verilmiştir. Aynı gün Ulus Gazetesi’nde Atatürk’ün, meclise ilk kez “Bayanlar, Baylar” diye hitap ettiğinden, kadın milletvekillerinin ilk olarak katıldıkları bu toplantının, Millet Meclisi’nin fevkalâde günlerine yaraşır bir hava içinde geçtiğinden bahsedilmiştir. Ayrıca gazetede: “TBMM’nin çatısı altında ilk defa yer aldıkları bu toplantıda kadın saylavların hepsi başları açık olarak iştirak etmişler ve birçokları siyah kostüm tayyör giymişler ve kravat bağlamışlardır.” BMM’ de ilk olarak ant içen bayan Mebrûre Gönenç olmuştur, denilerek kadın milletvekillerinin ilk toplantıdaki kıyafetleri hakkında da bilgi verilmiştir.

8 Şubat 1935 seçimlerinde Türk kadını ilk kez hem oy kullanmış, hem de milletvekili seçilmiştir. 1935 seçimlerinin bu özeliği, onu diğer seçimlerden ayırmıştır. Bundan dolayı Türk basınında bu seçimlerle ilgili haberler, ayrıntılı bir şekilde yer almış ve batılı kadınların Türk kadınına duyduğu hayranlık gurur verici bir durum olarak ifade edilmiştir. Ayrıca kadın milletvekillerinin TBMM’de ilk kez yer aldıkları 1 Mart 1935 tarihli toplantının gazetelerde en ince ayrıntısına kadar anlatılması, o dönemde kadın milletvekillerine verilen değeri göstermesi açısından önemlidir.

Kadınlara siyasi hakların verilmesi süreci tamamlandıktan sonra Atatürk dönemindeki, 1935 yılı seçimlerinde ilk kez seçilme hakkını kullanan Türk kadını Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 18 kadın milletvekili -bir tanesi 1936 yılında yapılan ara seçimle- girmiştir. Atatürk aslında o günlerin 16 milyon nüfuslu Türkiye’si için her 400 bin nüfusa karşılık bir aday olmak üzere 40 kadın aday istemiş ve fikrini dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya kendi özel başlıklı kâğıdına yazdığı “Seçimlerde Halk Fırkası adına aday gösterilecek kırk kadın isminin tespiti” notu ile iletmiştir. Bu sayının nasıl 18’e indiğini Şükrü Kaya şöyle anlatmaktadır: “Atatürk, Büyük Millet Meclisi’ne kadınların kırk sandalye ile katılmasını arzu ediyordu. Özel notu ile de bu arzusunu tekrarlıyordu. Biz hükümet olarak sayıyı fazla bulduk. İlk olarak daha dengeli bir rakamı tercih ettik. Atatürk’ün bir özelliği de hükümetlerin tercihlerine değer vermesiydi. İyi hatırlıyorum. Bu tercihimizi kendisine hükümet adına arz ettiğim zaman, üzüntüsü her halinden belli oluyordu. Fakat ısrar etmedi. Hatta bir espri yaptı ‘Gelecek seçimlerde kadınlar, sayıları oranında Meclise girip, kendi kabinelerini kurduklarında, bakalım sen bakan olabilir misin?’ dedi.”

TBMM’de yer alan kadın milletvekillerinin mesleklerinde öncü, batılılaşmayı simgeleyen kadınlar olmasına özen gösterilmiştir. Türk İstiklâl Savaşı yıllarında aktif görev yapmış, inkılâpları benimsemiş ve desteklemiş ailelerden gelen kadınlar tercih edilmiştir. Çeşitli derneklerde görev yapan ve parti üyesi olan kadınlar arasından seçim yapılırken, Atatürk’e yakın çevreden olmalarına da dikkat edilmiştir.

Mecliste yer alan kadın milletvekilleri kendilerinden beklendiği gibi konuşmalarıyla, tutum ve davranışlarıyla halka örnek olmaya çalışmışlardır. O günleri anlatan Benal Nevzad İştan Arıman: “İlk gün Recep Peker biz kadın milletvekillerini toplayıp nasihat verdi. O günden sonra hep titiz, düzenli, çalışkan ve ağır başlı olduk. Mecliste denge unsuru olduk.” Diyerek kadınların o günlerde mecliste oynadıkları kilit rol hakkında bilgi vermiştir.

Türk siyasi tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ilk kez yer alan ve Türk kadınlarının öncüsü sayılan ilk kadın milletvekillerimiz seçildikleri andan itibaren konuşmalarıyla, tutum ve davranışlarıyla Türk toplumuna örnek olmaya çalışmışlardır. Meclise düzenli bir şekilde devam etmişler, çalışmalara katılmışlar ve fazla aktif olmasalar da gerekli gördükleri zaman kadın hakları, eğitim, dış politika, sağlık, kültür, ekonomi ile ilgili görüşlerini dile getiren konuşmalar yapmışlardır.

Kadın hakları konusunda kadın milletvekilleri mecliste görüşlerini açıklamışlardır. Bu konuşmalarda kadın erkek bütün Türk milletinin birlikte mücadele verdiklerini anlatan kadın milletvekillerimiz, kadınlara birçok hak vermesinden dolayı Atatürk’e duydukları minnettarlığı dile getirmişlerdir.

1935 yılında TBMM’de kadınlar %4.5 temsil oranı ile dünyada ikinci sırada yer almışlardır. Aradan 73 yıl geçmesine rağmen Türk kadınının meclisteki temsil edilme oranının yükselmesi gerekirken tersine bu oran düşmüştür. Şu anda Türkiye dünyada kadınların mecliste temsil edilme oranıyla 127. sıradadır. Atatürk Türk kadınının mecliste yer almasını sağlayarak Türk toplumuna öncülük etmek istemiştir. Fakat bu durum Atatürk’ün hedeflediği nokta değildir. Türk kadını siyasetle ilgilenmesinin önünde büyük engeller vardır ve bu engeller günümüzde aşılamamıştır. Ülkemizde seçme ve seçilme açısından eşitsizliğin kaldırılması, kadınlara “oy verme” dışında bir eşitlilik getirmekten halen uzaktadır. Siyaset “erkek işi” veya “erkek alanı” olarak algılanmakta ve kadın bugün oy vermekle yetinmesi istenmektedir. Toplumun yarısını oluşturan kadının temsil edilmemesi eşitliğe de demokrasiye de aykırıdır. Kadınların siyasal yaşamda yerlerini almaları yalnızca kadın-erkek eşitliğinin sağlanması için gerekli; fakat daha da çok kadınları ilgilendiren bir nedenle değil, tüm toplumsal güçlerin ve kesimlerin temsilini gerektiren demokrasinin gelişmesi açısından da bir zorunluluktur.

İlk Kadın Milletvekilleri
Cumhuriyet Gazetesi

KADINLARIN KATILDIĞI İLK KADIN MUHTAR SEÇME HAKLARI

Türk kadınının kazandığı siyasal haklar arasında diğer ikisi kadar önemli olmasına rağmen muhtarlık ve köy ihtiyar heyetine seçme seçilme hakkını kazanması üzerinde araştırmacılar fazlaca durmamışlar, konuya yeterince ilgi göstermemişlerdir. Oysa cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğunun kırsal alanda ve köylerde yaşamakta olduğu düşünüldüğünde söz konusu siyasal katılım hakkının ne kadar önemli olduğu ortaya çıkacaktır.

442 sayılı köy kanunun 20 ve 30. maddelerinin değiştirilmesi hakkında Dâhiliye Vekilliğince hazırlanan ve İcra Vekilleri Heyetince 20 Ekim 1933’te meclise gönderilen kanun layihası mecliste milletvekillerinin tamamı tarafından kabul görmesinin ardından yeniden düzenlenerek Dâhiliye Encümenine havale edilmiştir. Kanun değişikliği ile ilgili meclis görüşmeleri sırasında ilk sözü alan Dâhiliye Vekili Muğla mebusu Şükrü (Kaya) Bey kanun değişikliğini İnkılap ve Cumhuriyet’in esaslı temellerine konulan yeni bir taş olarak tanımladıktan sonra şu konuşmayı gerçekleştirmiştir. “Türk kadını, tarihin ilk devirlerinden beri daima faziletin, cesaretin, şecaatin ve aynı zamanda yurt sevgisinin sıcak bir kaynağı olmuştur. Eğer Türk çocukları tarihte büyük şerefler kazanmışlarsa ve diğer milletler arasında şerefraz olmuşlarsa emin olunuz ki bu ana kucağında aldığı terbiye sayesinde olmuştur. Eğer Türk çocuğu zinde ve sıhhatli ise güçlü ve kuvvetli ise emin olunuz ki bu anasının damarlarında cevelan eden kanın temizliği ve terbiyesinin sağlamlığındandır. Eğer Türk çocuğu tarihte en yüksek seciyeli bir insan olarak tanınmışsa eğer Türk çocuğu dünya da en yüksek insaniyetperver olarak tanınmışsa emin olunuz ki ana kucağında aldığı şefkatten mülhem olmuştur. Türk kadınının mazisini saymak malumu ilam kabilinden bir şey olur. Kendisi evimizin müdürüdür. Köy de de köy iktisadiyatının müdürü odur. Her hangi bir köye giderseniz en evvel karşınıza köyün iktisadiyatını idare edenin kadın olduğunu görürsünüz. Kadına evinde olduğu gibi belediyelerde olduğu gibi, köylerde de idare hakkını vermek bir vazifedir. Ona köyde muhtar olmak ve muhtar intihap etmek hakkını vermekle kendisine karşı bir şükran eseri göstermiyoruz. Kendisinin zaten ve tabiaten haiz olduğu hakkını kanunen ifade etmiş oluyoruz. Bu köy kanunu hakkında göstereceğimiz alaka Türk kadını için şurada diktiğimiz abideden daha güzel, daha insani bir abide olacaktır. Kanunun heyet-i Umumiye ’si Türk kadınına köylerde de haklarını veren bir kanundur.”

Cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarına kısa bir süre kala 26 Ekim 1933 yılında 2349 sayılı kanunla Türk kadınları köy ihtiyar heyetlerine ve muhtarlığa seçme ve seçilme hakkını elde etmişlerdir. İhtiyar heyetleri seçimlerinde kadınlara da oy hakkı verilmesinin ardından tüm Türkiye de olduğu gibi, Aydın’da da 1933 yılı sonlarında kadınlar köy ihtiyar heyetleri seçimlerine iştirak etmişlerdir. Aydın İlinde ilk defa Germencik Nahiyesine bağlı Karaağaçlı Köyünde seçme seçilme hakkına sahip kadınlar ihtiyar heyeti seçimlerinde oylarını kullanmışlardır. Ercüment Köybaşı’nın da ifade ettiği gibi kanunun çıkarılmasının ardından 12 Kasım 1933 tarihli muhtarlık seçimleriyle de resmi olarak Türkiye de ilk kadın muhtar Aydın’dan seçilmiştir. Karpuzlu Nahiye merkezi olan Demircidere Köyünde seçimler 6 Kasım 1933 günü yapılmış ve köyde seçme ve seçilme hakkına sahip bütün kadın ve erkeklerin katılımıyla köy derneği cumhuriyet meydanında toplanan 500’e yakın kişi oylarını kullanmışlardır. Muhtarlık seçimlerine sekiz kişi katılmıştır. Sekiz kişi içerisinde tek kadın aday Gül Hanım idi.


Gül Hanımın muhtar seçilmesinde devrimin öne çıkardığı kadın imajının simgesel önemi gibi siyasal tercihler bir yana; kasaba halkı tarafından sevilmesi saygı görmesi ve aynı zamanda henüz erkeklerin bile doğru dürüst okuma yazma bilmediği bir dönemde okuryazar olması önemli bir etken olmuştur.

Türkiye’de ilk kadın muhtarın Aydın’ın Çine İlçesinde seçilmesi kentin tek yerel gazetesi olan Ant’ta büyük bir coşku gururla halka ilan edilmiştir. Haberin başında, inkılâbın yegâne destekçisi ve ilklerini yaşayan bir şehir olan Aydın’ın bir ilke imza atmasının verdiği heyecan hemen fark edilmektedir.” Büyük inkılâbın ilk kadın muhtarı, Aydınımıza bağlı Karpuzlu Nahiyesi merkezi Demircidere Köyü Muhtarlığına Gül Hanım seçildi”.15 Gazete seçim haberini verdikten sonra Gül Hanımın yeni vazifesini kutlayarak, Türk kadınlığına ve Türk matbuatına gönderdiği telgrafı yayınlamıştır16. Türkiye’nin ilk kadın Muhtarı Gül Hanımın Ant gazetesine gönderdiği telgraf şöyleydi:

Türk Kadınlığına ve Hemşerilerime Öz Yürekten Selamlar
Karpuzlu Merkez Muhtarı İbrahim Kızı Gül Aydın’da çıkan Ant gazetesi Gül Hanımın muhtarlığını okurlarına “Büyük inkılâbın ilk kadın muhtarı” şeklinde duyurmuştur. Daha çok kentin ilklere ve yeniliklere duyarlılığına yer verilen ve çerçeve içine alınmış yazının devamında “Evet, yüksek Cumhuriyetimizi 11. yıla teslim ederken kabul edilen köy kanunu tadilatının feyizli asarı derhal barika gibi parladı; kuvveden fiile iktiran etti. Bu parlayış, bu hızlı gidiş ilk konağını güzel Aydınımızın Karpuzlu nahiyesi merkezinde kurdu. Her yenilikte ilk safı kazanmak bahtiyarlığı ile şereflenen Aydınımızın bu muvaffakiyeti de tarihin yeni bir mefharet sayfası daha açtırdı. Türk kadınlığını selamlayan, Türk hemşerilerine saygılar sunan ilk kadın muhtar Gül Hanıma Ant’ta öz yürekten selamlar”.

Gül Hanımın seçimleri kazanması ve Türkiye’nin ilk kadın muhtarı oluşu kasaba halkı tarafından sevinçle karşılanmıştır. Bu önemli olayı kutlamak için üç gün üç gece davullar çalınarak şenlikler yapılır. Aydın ve Karpuzlu kadınları da özellikle kendi içlerinden birinin Türkiye’nin ilk kadın muhtarı seçilmesi nedeniyle büyük mutluluk duyduklarını dönemin tek yerel gazetesi olan Ant gazetesine telgraflarla bildirmişlerdir. Örneğin 15 Teşrin-i Sani 1933 tarihli Anadolu gazetesinde Menemen Kaymakamı Ali Nihat Bey Türkiye’de ilk kadın muhtarın Çine Kapruzlu’dan Gül Hanım olmadığı Menemen’den Kudret Hanımın Türkiye’de seçilen ilk kadın muhtar olduğunu belirten bir yazı yazmıştır.

Gül Hanım köylü arasındaki dayanışmayı artıran ve köyün diğer merkezlerle ulaşımını sağlayan uygulamalarının yanında köydeki gençlere yönelik bir takım girişimlerde de bulunmaya çalışmıştır. İlk olarak gençler için zararlı gördüğü kahvehanelere girişi yasaklar. Nahiye halkı zor bir karar olan bu yasaklamaya destek vermesi onların Gül Hanımın bilgisine olan saygılarının bir ifadesiydi. Gül Hanımın muhtarlığı döneminde gençliğini yaşamış olanlarla yaptığımız görüşmelerde Karpuzlu ’da yaşayan gençlerin Gül Hanımın muhtarlığı döneminde kahvehaneye giremediklerini yalnızca kahvehanelerin camlarından içeriye bakmakla yetindiklerini anlatmışlardır. Gül Hanım aile içerisinde sıcak ama aynı zamanda otoriter ve sözünü dinleten biri olarak biliniyordu. Kendisi örtü kullanmazdı. Başı açık dolaşırdı. Yaşamı boyunca kadınların modern kıyafetler giymesini savunmuştur. Bu tercihini daha muhtar olduğu dönemde Anadolu gazetesine gönderdiği mektup aracılığı ile Türk kadınına seslenerek ifade etmiştir. “Türklüğü hiçbir millet tarihinde bulunmayan bir ilerlemeyle çok kısa bir zaman içinde inkişaf edip mucizeler yaratan ve Türk’ün ezeli ve ebedi bir yol göstericisi olan Gazi Mustafa Kemal’in biz kadınlara bahşettiği hürriyetlerdir ki, şu mektubumu yazabilmek cüretini kendimde buldum ve ortaya bir nokta-i nazar attım. Türk artık medeni milletler arasına girmiştir ve eski Türk medeniyeti nasıl cihan tarihinde kıymettar sahifeler işgal etmiş ise yeni Türk medeniyeti de yakın bir atide her millet tarihinde daha yüksek mevkiler alacaktır. Yalnız Türk köylü kadınlığı âleminde katiyen durmadan ve hiçbir sebep aramadan yapılması lazım gelen mühim bir iş vardır. Bu da köy kadınının giyim işidir… Mademki medeniyiz ve medeni bir millet olduğumuzu cihan tasdik etmiştir. Köylü kadınlarını da uzun masraflardan kurtarmak ve medeni kisveye büründürmek zamanı gelmiş ve geçmiştir… Bendeniz Türkiye’nin ilk kadın muhtarı sıfatı ile şu nokta-i nazarımı açıkça arz ediyor ve bu işi Aydın Umumi Meclis heyeti muhteremesin den beklemeyi bir hak biliyorum”.

SONUÇ

Ülkemizde Osmanlı döneminde başlayıp Cumhuriyetle devam eden batılılaşma hareketleri çerçevesinde gerçekleştirilen düzenlemelerle bir taraftan toplumdaki kadın-erkek eşitsizliği ortadan kaldırılmaya çalışılırken diğer taraftan da kadının toplumda layık olduğu yere gelebilmesi için ciddi çabalar sarf edilmiştir. Cumhuriyetin modern bir toplum yaratma ideali içerisinde toplumun yarısını oluşturan kadınların ayrı bir yeri bulunuyordu. Cumhuriyet ideolojisi kadın hakları konusunda ciddi bir zihniyet ve bakış açısı değişikliği ile işe başlamıştır. Bu amaçla Cumhuriyet döneminde gerek eğitim alanında gerekse sosyal alanda yapılan değişiklikler ile kadın toplumsal yaşamın önemli unsuru haline gelmiştir. Bir süre sonra kadınlar rejimin kendilerine tanımış olduğu fırsatın bilinci içerisinde kendilerine yaratılan olanaklardan mümkün olduğunca yararlanma yoluna gittiler.


1930 ve 1934 yıllarındaki düzenlemelerle de Türk kadını siyasal alanda söz sahibi olmuştur. Başlangıçta kadınların devlet tarafından sınırlandırılması ve ekonomiye dâhil edilmesi amacıyla oluşturulan eğitim kurumları, kadınların toplumsal hayatta görünür olmasının da önünü açmıştır. Devletin ekonomik yarar ve toplumsal dönüşüm amacıyla açtığı bu kurumlar, kadınların milli hedefler gözetilerek eğitilmesinin de alt yapısını oluşturmuştur. Bu anlamda kadınlarının eğitiminin milliyetçi ideolojiden ayrı düşünülemeyeceği gösterilemeye çalışılmıştır. Eğitim ile toplumu şekillendirme Osmanlı’nın son dönemlerinden başlayıp, Cumhuriyet döneminde de devam eden bir iktidar projesi olduğu gibi Türkiye’de kadınların hayatında da değişim ve dönüşümlere neden olmuştur. Bu anlamda çalışmada kadınların bu projede de nasıl bir rolü olduğu bu sürekliliğin gözlenebilmesi için Tanzimat ile başlayan ve Cumhuriyet’in ilk yıllarını da içine alan tarihsel bir süreç kadınların hak mücadelesi odakta tutularak ele alınmıştır.

Yurdun dört bir tarafında âdeta bir bayram havası yaşanmıştır. Tüm bu gelişmeler aslında Türk kadınının, verilen hakları fazlasıyla sahiplendiğini göstermesi açısında önemlidir. Bu süreçte kadınların milletvekilliği hakkını kazanmasına ilişkin çeşitli yorumlar da basına yansımıştır. Çoğunluk Türk kadınının bu görevi layıkıyla yerine getireceğine şüphesiz inanmakta ise de farklı düşünenlerde yok değildir. Bunlardan bazıları Türk kadınının erkeğine mahkûm olduğunu söyleyerek verilen haklara karşı çıkarken bazıları da bu hakların kadını erkekleştireceğini söyleyerek olumsuz görüş bildirmiştir.


Kadın milletvekillerinin daha çok şefkatli kanunlar çıkarmak hususunda rolleri olacağını söyleyenler ise kadının meclisteki rolünü bir nevi sınırlandırmıştır. Bu tartışmalar arasında yapılan seçimlerde 18 milletvekili kadının mecliste yerini alması hem Türk kadınının hak ettiği itibarı kazanması adına, hem de Türk kadınına bakış açısının değişmesi adına oldukça çarpıcı bir gelişme olarak tarihteki yerini almıştır.

KAYNAKÇA

Aksoy Yaşar, “Hürriyet Şairi Tevfik Nevzat’ın Mirasçısı: İlk Kadın Milletvekili Benal Nevzat, Kapris Dergisi, Şubat:1989
Apatay Çetinkaya, Türklerin Oba-Toplum Yaşantısındaki Düşünce ve İnançlarından Atatürk Türkiye’sinin Kadınına, İstanbul;1996
Atatürk Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını; Ankara: 2006
Ateş Sami, “Atatürk ve kadın haklarının zaman içindeki yeri” Kemalist Atılım, Eylül-Ekim 1986
Ayhan Fatma, “Afet İnan 1908-1985” Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara;2009
Ayın tarihi, “Türk Kadınlarının Saylavlığı” Ocak-Şubat 1935, Sivas- Ankara
Berktay Fatmagül “Türkiye’de Kadın Hareketi, Tarihsel Bir Deneyim” Metis yayınları İstanbul;1993
Kastamonu’da İlk Kadın Mitinginin 75. Yıldönümü Uluslararası Sempozyumu, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara;1996
Koçak Cemil “1930 Belediye Seçimlerinde Sabiha Sertel’in Adaylığı” Mart; 1988
Koray Meryem, “Türkiye’de Kadınlar” Yeni Yüzyıl Kitaplığı
Mardin Davaz A. “Hanımlar Aleminden Roza’ya” T. Ekonomik ve T. Tarih Vakfı Yayınlar, İstanbul;1998
Özen H. “ Tarihsel Süreç İçinde Türk Kadın Gazete ve Dergileri, İstanbul;1868-1990
TBMM Zabıt Ceridesi, 20 Mart 1930
Ulaş Hüseyin Avni, “Türk Parlamento tarihi 1919-1923” TBMM Vakfı Yayınları
Yakar Emek Semen, “İzmir’de Kadın Hareketi (1928-1978), Ege Üniv, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir;2004
Yetkin Çetin, “Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı” Karacan Yayınları, 1982
Yüceer Saime “Demokrasi Yolunda Önemli Bir Aşama: Türk Kadınının Siyasal Hakların Tanınması” U.Ü Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi; 2008
Zihnioğlu yaprak, “kadınsız inkılap” Metis yayınları, İstanbul 2003

Gazeteler

Hâkimiyeti milliye
Cumhuriyet
Vakit
Kurun
Anadolu
Ulus
Resmi gazete
Milliyet
Ses
Ant
Aksiyon

Hazırlayan : Şeyda KÖŞKER

Danışman : Prof. Dr. Saime YÜCEER

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz